Karaburun Kent Konseyi Doğa Çalışma Grubu Tarafından Hazırlanan “Karaburun Yarımadası Özel Çevre Koruma Bölgesi Ön Raporu” Hakkında Görüş Raporu Yayınlandı…

 

YATIRIMLAR - Kopya

T.C İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü “Karaburun Yarımadası Özel Çevre Koruma Bölgesi Ön Raporu” Hakkında Görüş Raporu..

T.C. İzmir Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından hazırlanan “Karaburun Yarımadası Özel Çevre Koruma Bölgesi Ön Raporu” ile, Karaburun Yarımadası’nın Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tespit edilmesi için ulusal ve uluslararası bilimsel literatür bir araya getirilerek Yarımada, coğrafi ve jeomorfolojik yapısı, iklimi, toprak yapısı, tarihi ve kültürel mirası, bitki örtüsü, biyolojik çeşitliliği, flora ve faunası, gelişme potansiyeli ve korunma ihtiyacı açısından değerlendirilmiştir.

Raporun sonuç bölümünde, Karaburun Yarımadası’nın;

  • Türkiye ve dünya ölçeğinde nadir, biyolojik, ekolojik ve jeomorfolojik özellikleri içerdiği,
  • Kara ve su ekosistemlerinde bütünlülük gösterdiği,
  • Canlı tür ve çeşitleri bakımından endemik, nesli tehdit ve tehlike altında olan türleri barındırdığı,
  • Doğal, tarihi ve kültürel açıdan ulusal ve uluslararası öneme haiz olduğu,
  • Kentleşme, ulaşım, turizm tarım ve sanayi gibi sektörlerin tehdidi ve baskısı altında ekolojik açıdan hassas olan alanları içerdiği,
  • Gelişmiş yerleşme bölgeleri dışında kalan, ekolojik değerleri esas alarak korunması ve geliştirilmesi gerektiği belirtilerek,
  • Sahip olduğu biyolojik ve ekolojik özelliklerin bozulmadan devamlılığını sağlayacak, çevresindeki mekan ve sektörel ilişkiler itibarıyla bütünlük taşıyan, ekosistem bütünlüğü sağlayan, doğal ekosistemleri temsil eden, tehlike altındaki tür popülasyonlarını içeren, doğal ve kültürel etkileşim ve geleneksel kullanımın devamlılığını sağlayan, doğal yaşam gerekleri göz önüne alınarak uygun faaliyetlere olanak sağlayan  Karaburun Yarımadası’nda koordinatları raporda tanımlanan alanın ; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “Korunan Alanların Tespit, Tescil ve Onayına İlişkin Usul ve Esaslara Dair Yönetmelik”’in 13. maddesinin 1. ve 2.fıkrası ile 18. maddenin 1. Fıkrası gereği Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak tescili ve onayı teklif edilmektedir.

Raporda tanımlanan koordinatlardan ve eki haritadan, önerilen Özel Çevre Koruma Bölgesinin, Balıklıova’dan başlayarak, Hamza Bükü’ne kadar uzanan Yarımada’nın İzmir Körfezi’ne bakan ve yerleşimin nispeten yoğun olduğu kıyı şeridini kapsadığı, Yarımada’nın bütünü değerlendirildiğinde,  yerleşimin daha az olduğu batı bölümünde kıyı şeridi ile önemli varlıklara sahip karasal ve denizel alanın kapsam dışında kaldığı anlaşılmaktadır.

Anılan Rapora ilişkin görüş ve önerilerimiz aşağıda sunulmaktadır.

1- Yarımadanın Bitki Örtüsü:

Raporun sonuç bölümünde,  “Orman, maki, frigana formasyonu olmak üzere üç farklı vejetasyon formasyonunun dağılış gösterdiği Karaburun Yarımadası’nda, 70 familyadan 255 cinse ait 384 bitki türü bulunmaktadır. Orman vejetasyonunun baskın bitki topluluğunu Pinus bruta Ten. (Pinaceae) (kızılçam) oluşturmaktadır. Bekat ve Seçmen (1982)in Karaburun Bozdağ florası üzerine yapmış oldukları araştırmaya göre, Yarımadada bulunan endemik bitkiler; Erodium absinthoides ssp. absinthoides, Minuartia anatolicavar. anatolica,

Colutea melanocalyx ssp. davisiana, Trigonella smyrnea, Aristolochia hirta, Campanula lyrata ssp. lyrata, Sideritis sipylea. Endemik olmayan nadir bitkiler; Erysimum pusillum, Cyclamen hederifolium, Globularia alypum, Stachys cretica ssp. anatolica olarak belirlenmiştir. Alan zengin maki topluluklarına ev sahipliği yapmaktadır. Nesli tehlike altında olan Papaver purpueomarginatum bitki türü bölgede görülmektedir. ” denilmektedir.

Nurlu vd. (2007), “Karaburun Yarımadası Örneği’nde Peyzaj, Demografik Gelişmeler, Biyoçeşitlilik ve Sürdürülebilir Alan Kullanım Stratejisi” başlıklı çalışmalarında yer verilen, arazi örtüsü sınıflandırması sonuçlarına göre, toplam alanın %5’i yerleşim, %15’i tarım alanı, %75’i ormanlar ve yarı doğal alanlar, %1’i sulak alanlar (kıyı sulak alanları) ve % 4’ü diğer kullanımları oluşturmaktadır. Kızılçam’ların  oluşturduğu doğal ormanlar Yayla köyü, Yenicepınar, Yukarıovacık, ve Gerence mevkilerinde yoğun olarak  bulunmaktadır. Bu ormanların tahribi sonucu gelişmiş olan “maki ve garig”ler ise Yarımada’ya yayılmış durumdadır.

 Söz konusu florada 15 adet endemik tür, 4 adet nadir tür ve CITES kapsamında 5 adet tür tespit edilmiştir. Yine bu türlere ve bu türlerin dışında olmasına karşın IUCN (Uluslararası Doğayı Koruma Birliği) kategorisinde bulunan 21 adet tür belirlenmiştir (Bekat ve Seçmen, 1982 ve Ekim vd., 2000, Öner,H. H., 2012). Yarımada florasında,  76 tür tıbbi, 38 tür arıcılık, 30 tür gıda, 39 tür ticari, 34 tür peyzaj ve 19 tür yem değerine sahip ve ekonomik değeri olan tür belirlenmiştir (Öner,H. H., 2012) .

Ormanlık alanlar ile Rapor’da “Bozdağ Florası”, “Akdağ Florası” olarak atıfta bulunulan bölgeler gibi doğal bitki örtüsü bakımından zengin ve yerleşim alanlarından uzak olduğu için bitki çeşitliliğinin korunması bakımından önemli olan alanlar, önerilen özel çevre koruma bölgesi kapsamı dışında bırakılmıştır.

Karaburun Yarımadası floristik açıdan oldukça zengin ve barındırdığı endemik/nadir türler göz önüne alındığında çok değerlidir. Bu bağlamda, mevcut veriler ışığında Karaburun Yarımadası’nın özel bir statü içine alınması, bu zenginliğin korunması açısından büyük önem taşımaktadır.

2- Yaban Hayatı

Akdeniz Foku (Monachus monachus)

Karaburun Yarımadası’nın Fauna açısından ulusal ve uluslararası ölçekte öneme sahip türleri barındırdığı, bu kapsamda Yarımada’nın  Dünya Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından koruma altına alınan 12 canlı türünden biri olan, uluslararası sözleşmeler (Bern Sözleşmesi, Barcelona Sözleşmesi ve CITES Sözleşmesi) ile korunan Akdeniz Foklarının üreme ve yaşama alanı olduğu ifade edilen Raporda  ayrıca,  Yarımada’da 2 üreme, 15 den fazla yaşama mağarası belirlendiği ve Akdeniz Foklarının günde yaklaşık 40 km’lik bir mesafe kat ettikleri bilgilerine de yer verilmektedir.

Karaburun Yarımadası uzun bakir kıyıları ve kıyı oluşumları ile Akdeniz Foklarına uygun üreme ve yaşam alanlarına sahiptir. Mordoğan’daki üreme mağarası dışında, Yarımada’nın kuzeyinde 2 adet üreme mağarası ve yine kuzeyde ve doğu kıyılarında 7 adet üreme mağarası olabilecek potansiyelde mağara ve kovuklar bulunmaktadır. Ayrıca, Gerence Körfezi’nde bulunan Kara Ada’da ve Toprak Adası’nın karşısına gelen burunda üreme mağarası olabilecek potansiyele sahip  2 adet mağara tesbit edilmiştir (Veryeri, O., 2003). Veryeri ve arkadaşları, “Globalisation and the Mediterranean Monk Seal on Karaburun Peninsula” konulu çalışmalarında, Eylül 2000’den bu yana devam eden araştırmada 15 Fok alanının kullanıldığı belirlenmiştir.  Yarımada’nın batı kıyılarındaki kayalıklar da Akdeniz Fokların dolaşmaları ve dinlenmeleri için uygun mekanları barındırmaktadır. (Sarıçam S.ye atfen H. Güçlüsoy, 2007, sözlü görüşme. )

Akdeniz Foklarının günde yaklaşık 40 km’lik bir mesafe kat ettikleri dikkate alındığında, Karaburun Yarımadası kıyılarını kullanan Fokların yalnızca Yarımada kıyıları ile sınırlı kalmayıp Foça, Sakız Adası ve Çeşme ile de etkileşim içinde olduğu görülmektedir. (Kabaoğlu 2007)

Badembükü ve Yarımadanın Batı kıyı şeridi önerilen özel çevre koruma bölgesi kapsamı dışındadır. Bu çerçevede, dünyanın en nadir memelileri arasında yer alan Akdeniz Foklarının korunması için Yarımadanın bütününe yönelik bir planlamanın yapılması zorunludur.

– Kuş Popülasyonu

Raporda, “… alanda bulunan adaların tümü ve el değmeden kalan son kıyılar, yırtıcı kuşlar ve deniz kuşlarının varlığı için önemlidir. Yarımadada kuşlar, 204 tür gibi geniş bir çeşitlilik göstermektedir. Bu türlerin arasında Akdeniz’e endemik ve 2004 yılında IUCN tarafından Tehdide Yakın (NT) kategorisinde olan Ada Martısı (Larus audouinii) ve tehdit altındaki Kara Doğan’ın (Falco naumanii) yaşama ve üreme alanıdır. Bıyıklı Doğan (Falco biamicus), Ada Doğanı (Falco eleonorae) ve Küçük Kerkenez (Falco naumanii) gibi yırtıcılar ve Tepeli Karabatak (Phalacrocorax aritotellis) gibi nadir deniz kuşları görülmektedir ” denilmektedir.

Yarımada’nın ev sahipliği yaptığı nesli tükenmekte olanlar sınıflandırmasında yer alan Ada Martısı Bern Sözleşmesi kapsamında küresel ölçekte koruma altına alınmıştır.  Türkiye’de,  çok az sayıda (10 kadar) üreyen Ada Martısı’nın kesin olarak bilinen ikinci üreme alanı Büyük Ada ile Kara Ada olarak belirlenmiştir. Ada Martısı için bölgenin çok önemli olduğu, türün koruma statüsü de göz önüne alınacak olursa hem bu bölgede, hem de Türkiye kıyılarında Ada Martısı hakkındaki çalışmaların uzun süreli ve detaylı olarak devam etmesi gerektiği söylenebilir. (Çağlayan,E ,2003). Bu alanlar önerilen özel çevre koruma bölgesi kapsamı dışındadır. (Bkz: EK-I)

Yarımada aynı zamanda yırtıcı kuşlar açısından da önemli bir alandır. Yöre, Ege Bölgesi ve Türkiye için zengin yırtıcı kuş rezervlerinden biridir. Çok farklı habitatların (çeşitli kıyı vejetasyonları, makilik alanlar, kızılçam ormanları) birarada bulunması ve besin zenginliği, bölgedeki kuş sayısını ve tür zenginliğini arttırmaktadır. Bu türler içinde Yılan Kartalı (Circaetus gallicus), Küçük Kerkenez (Falco naumanii), Ada Doğanı (Falco eleonorae ) uluslararası ölçekte nadir/azalan kategorisindeki türler arasında sayılmaktadır.

Bölge, yaşam birliklerine (biyomlara) bağımlı kuş türlerine de ev sahipliği yapmaktadır. Biyoma bağlı türlerin yaşam alanına yapılan bir müdahale, bu türlerin büyük kısmının toplu olarak yok olmasına neden olabilmektedir (Kılıç ve Eken, 2004).

Karaburun Yarımadası coğrafi yapısı nedeniyle,  Yarasa türleri ve sayısı açısından da zengindir. Yarasa türleri ve bu türlerin bulundukları habitatlar Bern Sözleşmesi uyarınca yasal olarak koruma altına alınmıştır. ÖÇKB Ön Raporu’nda Akdeniz Nalburunlu Yarasası’nın NT (Tehlike altına girmeye aday) tür olduğu belirtilmiştir. Yarasalar, böcek yemeleri, bitkilerde tozlanmaya yardımcı olmaları ve tohum yaymaları sebebiyle, yöre halkının geçim kaynakları arasında olan zeytincilik ve arıcılığın doğal destekleyicisi olmalarının yanı sıra, ekolojik dengenin korunmasında da önemli varlıklar arasındadır.

ERM Gmbh tarafından Karaburun Rüzgar Santrali Projesi için hazırlanan ÇSED Raporu (2009) kapsamında Yayla Köy mevkiinde Özçelik M.F. ve Hatton L. tarafından yapılan kısa süreli gözlem sonuçlarına  göre, bölgede yukarıda sözü edilen kuş türlerinin varlığı tesbit edilmiştir.

Kuş popülasyonun yoğun olarak gözlendiği, yerleşim yerlerinden uzak, uygun habitatlar, önerilen özel çevre koruma bölgesi kapsamı dışında kalmaktadır.

Yarımada’nın kuşlar açısından önemli olması, alanın ekolojik olarak da sağlıklı bir yaşam ortamına sahip olduğunun en önemli göstergesidir. Yarımada’nın farklı ekosistemlere sahip olması farklı kuş türlerinin alanda bulunmasını da beraberinde getirmektedir. Dolayısıyla bu yaşam ortamlarının bütünsel bir yaklaşımla üreme ve yaşama alanları dikkate alınarak korunması son derece önemlidir.

Raporda ayrıca, Yarımada’nın fauna açısından diğer zenginliklerine yer verilmiş ve bunlar arasında, Adi Tosbağa’nın Koruma Statüsü VU (Hassas-tehlike altında) olduğu, adanın güney kesiminde yer alan dereler, sazlıklar ve küçük sulak alanlar yine nesli tehlike altında olan Su Samurlarını (Lutra lutra) barındırdığı, Karakulak (Caracal caracal)’ın alanda az sayıda bulunan önemli memeli türlerinden biri olduğu belirtilmiştir. Yarımada’nın güney kısmı önerilen özel çevre koruma bölgesi kapsamı dışında kalmaktadır.

3- Denizel Çeşitlilik

Dr. Yakup Erdem’in “Denizel Ekosistemler ve Önemi ” adlı çalışmasında belirttiği gibi “Deniz ekosistemleri, hem deniz hem de karasal çevrenin genel sağlığı için çok önemlidir. WRC (World Resource Center)’e göre kıyısal yaşam alanları tek başına bütün denizel biyolojik üretimin 1/3’ünden sorumludur ve acısu ekosistemleri (tuzlusu bataklıkları, deniz çayırları, mangroz ormanları) yeryüzünün en verimli bölgeleridir.

Raporda yer verilmemiş olmasına karşın Karaburun Yarımadası denizleri de önemli bir  ekosisteme sahiptir. Okudan vd. (2001) tarafından yapılan “Karaburun Adaları’nın (Ege Denizi, İzmir, Türkiye) Deniz Florası” isimli araştırmada (Büyük Ada ve Küçük Ada’da gerçekleştirilen en kapsamlı çalışma) 234 Taksonun bulunduğu tespit edilmiştir.

Doğu Akdeniz havzasının en bozulmamış ve temiz bölümü olan Karaburun Yarımadası denizleri, Akdeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması Sözleşmesi kapsamında imzalanan Akdeniz’de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol’ün eki “Tehlikeye Düşmüş veya Tehdit Altındaki Türler Listesi”inde yer alan, Akdeniz ve Ege Denizi’nin oksijen stoklarını sağlayan Deniz Çayırlarının kirlenme ve diğer antropojenik etkilerden en az zarar gören alan olarak tespit edilmiştir (Dural et al., 2012).  Deniz Çayırlarıyla birlikte, sürekli ve kuvvetli dip akıntıları ile su sirkülasyonunun varlığı Karaburun denizlerine, özellikle de kıyısal yaşam alanlarına çok çeşitli ve değerli balık türleri için yumurtalarını bıraktıkları ve yavru balıkların gelişimlerini tamamladıkları yer olma özelliğini de kazandırmıştır.  Barbun, Tekir, Mercan, Fangiri, Trança, Sinarit bunlar arasındadır. Bazı göçmen balıklar ise yumurtalarını bırakmak üzere daha güneye inerken Karaburun önlerinden geçiş yapar.

Ancak,  Karaburun Yarımadası denizel ve kıyısal alanlarının biyoçeşitliliği : a) ikinci konut yapılaşmasının, b) balık çiftliklerinin gerek balık dışkıları, kullanılan yem, antibiyotikler, dezenfektanlar, aşılar, vitaminler, uyuşturucular, algisitler, yem katkı maddeleri ve hormonlar gibi kimyasal maddelerden gerekse kıyılardaki lojistik destek tesisleri/materyellerinden kaynaklanan kirliliğin, c) özellikle gır gır, trol, şebeke ile yapılan avcılığın yoğun tehdidi altındadır. Bütün bu tehditlerin azaltılması hem denizel biyolojik çeşitliliğinin korunması, sağlıklı bir ekosistemin sürdürülebilmesi hem de sürdürülebilir balıkçılık ve halkın başlıca gelir kaynakları arasında olan kıyı balıkçılığı ile geleneksel çökertme dalyan balıkçılığının korunması için gereklidir.

Daha iri balıkları, daha ulaşılmaz avlakları, daha dar alanları hedefleyen, genelde seçici ya da seçiciliği düzenlenebilen av araçlarıyla uygulanan, avlanma zamanı, ağ gözü, ağ boyut ve miktarının doğru ayarlanması kolay olan, yakalanan balık miktarı ekolojik dengenin tolere edebileceği sınırlarda kalan, dolayısıyla av baskısı düşük olan kıyı balıkçılığı ve geleneksel yöntemler bin yılların tecrübesiyle ortaya çıkmış, doğayla barışık yöntemlerdir.

Karaburun Yarımadası kıyısal ve denizel alanların da : a) Deniz çayırları ile zengin biyoçeşitliliğinin korunması, b) Denizel ekosistemle barışık kıyı balıkçılığı ile geleneksel çökertme dalyan balıkçılığının korunması, c) doğayla uyumlu sürdürülebilir kalkınmanın bu alanlarda da sağlanabilmesi gerekir.

Bu çerçevede, Karaburun Su Ürünleri Kooperatifleri’nin de katkıları ile denizel alan korumasına ilişkin yapılan çalışma sonucunda hazırlanan  “Karaburun Yarımadası Denizel Koruma Alanı Öneri Haritası ”  ekte yer almaktadır. Bu çalışma ile, gır gır,  trol, şebeke ile yapılan avlanma alanının daraltılması ve üreme alanları göz önünde bulundurularak her türlü avlanmaya yasak kumbara alanlarının belirlenerek popülasyonun arttırılması hedeflenmiştir.

4- Ekonomik ve Sosyo-Kültürel Yapı

Raporda da belirtildiği gibi, Yarımadada nüfusun temel geçim kaynağını tarım, hayvancılık ve turizm oluşturmaktadır.

Yarımadanın rölyefi, iklim özellikleri ve toprak yapısı gibi coğrafi koşullara uygun olarak zeytin, narenciye, enginar, defne, nergis, sümbül ve üzüm yetiştiriciliği önemli tarımsal faaliyetlerdir.             

Karaburun’un simgesi haline gelen keçi, yüz yıllardır süregelen kırkım şenlikleri, yöreye özgü peynir çeşitleriyle aynı zamanda Yarımada kültürel değerlerinin de çok önemli bir parçasıdır. Zengin su ürünleri çeşitliliği ile kıyı balıkçılığı ve dalyan balıkçılığı da yöre halkının geçim kaynakları arasında yer almaktadır. Karaburun, tarımsal ve hayvansal ürünleriyle kendiliğinden “doğal ürün” markası olmuştur. Yarımada’da yetişen tarımsal ürünler doğal yapısını ve farklı özelliklerini korumuştur. Bu ürünlerin, katma değeri yerel ekonomiye katkı sağlayacak şekilde geliştirilmesi mümkündür. Nitekim Raporda, sanayileşmenin ve yoğun kentsel yapılaşmanın olmadığı ender alanlardan olan Karaburun’da oksijen oranının yüksek olması ve rüzgar varlığının bitkileri hastalığa mukavim kıldığı, bu nedenle tarım ilacı kullanımının düşük oranlarda seyrettiği, bu nedenle Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmesi durumunda sağlıklı gıda üretimi ve bu üretimi yapacak istihdamın sağlanmasının mümkün olduğu vurgulanmakta ve  “Karaburun Yarımadası’nda üretilen tarımsal ürünler değerlendirildiğinde, yöreye özgü, özgün ürünler oldukları görülmektedir. Bu nedenle, bu yerel ürünlere dayalı üretimler, Yarımadanın sürdürülebilirlik ilkesi kapsamında kalkınabilmesi için önem taşımaktadır” denilmektedir.

Yeniden canlanmaya başlayan bağcılık, doğal olarak yetişen fitoterapik bitkiler, sakız ve defne ağaçları,  bölgenin sahip olduğu katma değere dönüştürülebilecek önemli unsurlar arasındadır. Sanayi tesislerinin olmaması, küçük ölçekli üretim nedeniyle kimyasal gübrenin yaygın olarak kullanılmaması, Türkiye’de ve dünyada talebin hızla arttığı ancak arzın çok kısıtlı olduğu organik tarıma olanak sağlamaktadır.

Karaburun, doğasından, tarihinden, kültüründen, iklimsel özelliğinden ve tertemiz denizinden kaynaklanan önemli bir turizm potansiyeline de sahiptir. Coğrafi yapısı ve korunmuş doğası, yürüyüş, dağcılık, bisiklet parkurları, mağaracılık, sualtı dalış ve yelkencilik gibi turizm amaçlı sportif faaliyet olanaklarına sahip olan Karaburun, eski taş evleri, çeşme, değirmen, camileri ve geleneklerini sürdüren köyleriyle kırsal turizm, ekoturizm ve agroturizm gibi, ülkemizde ve dünyada talebin giderek arttığı alternatif turizm modelleri için ideal özelliklere ve büyük bir potansiyele sahiptir.

Sosyal yaşamın, gelenek ve göreneklerin kısmen de olsa korunabilmiş olduğu Karaburun Yarımadası’nda,  köylerde, yöresel yemekleri, el sanatları, türküleri, beşikten-mezara pek çok geleneği ile yöreye özgü kültür halen sürdürülmektedir.

Binlerce yıllık bir birikimin mirası olan yer şekilleri, zengin flora ve faunasını içine alan doğal coğrafi yapısı, geleneksel sosyo-kültürel dokusu, bu değerlerle birebir örtüşen sosyo-ekonomik kalkınma potansiyeliyle birlikte değerlendirildiğinde, Karaburun Yarımadası bütüncül bir yaklaşımla korunması ve yaşatılması gereken nadir bölgelerden biridir.

Karaburun Yarımadası’nın Karşı Karşıya Olduğu Tehditler ve Riskler

Raporda Yarımada’nın karşı karşıya olduğu en önemli tehdit unsurunu ikinci konutlara bağlı “kıyı yapılaşması” nın oluşturduğu,  inşası devam eden otoban çalışmalarının sonuçlanmasıyla Karaburun ve Mordoğan çevresinde kıyı yapılaşması baskısının artmasının beklendiği vurgulanmaktadır. Bu durumun, doğal yapının yanısıra, engebeli topoğrafyası nedeniyle, tarım alanlarının oldukça dar  alanlarda yayılış gösterdiği Yarımada’da, en önemli geçim kaynağı durumundaki tarımsal üretimi olumsuz yönde etkileyeceği belirtilmektedir. Yarımada’da doğal yapıyı tehdit eden diğer faktörler ise; taş ve maden-mermer ocakları, Mordoğan Barajı inşaatı ve bu baraj ile zeytinliklerin sulanmaya başlaması, yöredeki yoğun balıkçılık faaliyetleri nedeniyle yavru fokların balıkçıların ağlarına takılması olarak belirtilmektedir.

Yarımada son yıllarda,  önce doğayı, buna bağlı olarak da sosyo- kültürel yaşamı hızla ve geri döndürülemez  bir şekilde  tahrip eden  yatırımların tehdidi altındadır.

Akdeniz Fokunun üreme ve yaşam alanlarını da içine alan balık çiftlikleri, antibiyotik ve parazit ilaçları, yem ve balık artıkları, mazot, sintine suyu gibi atıkları, kıyılarda konumlanan destek birimleriyle, kıyı ve deniz içi flora ve faunayı tehdit etmekte,  denizi ve kıyıları hızla kirletmekte,  görsel kirlilik yaratmakta, böylece ekoturizm ve agroturizm proje ve uygulamalarına ve tarımsal faaliyetlere zarar vermektedir. Ayrıca oluşan kirlilik, deniz çayırlarını (posidonia oceanica) ve balık varlığını olumsuz etkilemektedir.

Karaburun Yarımadası denizel ve kıyısal alanlarının biyoçeşitliliği büyük tonajlı ve avlama kapasitesi yüksek gır gır, trol, şebeke ile yapılan avcılığın yoğun tehdidi altındadır. Deniz dibini tarayarak, deniz tabanını bozan, balıkların barınma/saklanma ve üreme amaçlı kullandıkları deniz alanlarını dağıtan, deniz çayırlarını tahrip eden trol avcılığı, ayrıca, gıg gır avcılığıyla birlikte insan için gıda değeri olmayan, ancak diğer balıkların büyük ölçüde yem ihtiyacını karşılayan hamsi, sardalya, çaça ve benzeri balıkları avlayarak beslenme zincirine de büyük zarar vermektedirler. Bu yöntemlerle avlanması yasak, yumurtalı diğer balık türleri de avlanmaktadır. Benzer şekilde, gır gır tekneleri de son derece gelişkin donanımlarıyla, özellikle de Yarımada önlerinden geçiş yapan yumurtalı (büyük) balıkları boyutlarına bakmaksızın yoğun biçimde avlayarak balık popülasyonunun azalmasında ciddi rol oynamaktadır. Balık stoklarının azalmasına neden olan bu yöntemler, sürdürülebilir balıkçılığa, yöre halkının geçim kaynakları arasında yer alan kıyı balıkçılığı ve dalyan (çökertme) balıkçılığına da zarar vermektedir. Bütün bu tehditlerin azaltılması hem denizel biyolojik çeşitliliğinin korunması, sağlıklı bir ekosistemin sürdürülebilmesi hem de sürdürülebilir balıkçılık ve kıyı balıkçılığı ile geleneksel çökertme dalyan balıkçılığının korunması için gereklidir.

Bölgede yoğun ve yaygın olarak izin verilen ve bir kısmının inşasına başlanan Rüzgar Enerjisi Santralleri (RES),  türbinlerin kapladığı alanlar, enterkonnekte sisteme bağlantıları, yan yollar, türbinlerin trafo merkezine bağlanması için kurulan yer altı şebeke tesisleri, türbinler arası açılacak yollar, geçici inşaat alanları gibi unsurlar da eklendiğinde doğal yaşamın yok olma riskini önemli ölçüde taşımaktadır. Bu durum ayrıca,  dağlık, engebeli coğrafi yapısı nedeniyle tarım ve mera alanlarının kısıtlı olduğu bölgede yöre halkının iki temel geçim kaynağı olan keçi yetiştiriciliği ve zeytinciliğe büyük zarar vermekte ve yöre halkının  varlığını sürdürmesini  tehdit altına almaktadır.

Yarımada’da maden/mermer-taş ve mıcır ocakları, yöre halkının başlıca gelir kaynağı olan sınırlı tarım alanlarına, zeytinliklere, endemik bitkiler, nadir bitkiler, tibbi amaçlı bitkiler bakımından sahip olduğu zengin bitki örtüsüne zarar vermekte ve dağlık habitatı tümüyle bozmakta, neden oldukları çevre ve görüntü kirliliği ile bölgenin ekonomik kalkınmada hedeflenen ve gelişmekte olan organik tarım ve alternatif turizm odaklı gelişimini de baltalamaktadır.

5- Sonuç

Raporun sonuç bölümünde, “Ege Bölgesi kıyı zonunda, insan faaliyetleri karşısında doğal ve kültürel yapısını büyük oranda korumayı başarmış ender alanlardan birisi olan ve deniz, kıyı ekosistemi, dağ ekosistemi, orman ve sulak alan ekosistemlerini bir arada barındıran Karaburun Yarımadası, bu özellikli yapısı nedeniyle korunması gereken alanlardan birisidir. Bakir makilik alanlar, şifalı bitkiler, Ada Martısı, Akdeniz Foku, Avrasya Su Samuru gibi uluslararası öneme sahip türlere ev sahipliği yapan Yarımada biyoçeşitlilik açısından son derece önemli alanları barındırmaktadır denilmektedir.

Ancak yukarıdaki maddelerde açıklandığı gibi; Yarımada’nın zengin ekosisteminin ve ulusal/ uluslararası  düzeyde  koruma kategorilerinin  kapsamında olan flora ve faunasının bulunduğu bölgeleri ile ve karasal / denizel yerel üretim alanlarının çok büyük bir bölümünün özel çevre koruma bölgesi kapsamı dışında bırakıldığı görülmektedir.

Karaburun Yarımadası’nın binlerce yıllık bir birikimin mirası olan yer şekilleri, zengin flora ve faunasını içine alan doğal coğrafi yapısı, geleneksel sosyo-kültürel dokusu, bu değerlerle birebir örtüşen sosyo-ekonomik kalkınma potansiyeliyle birlikte bütüncül bir yaklaşımla korunması ve yaşatılması gereken nadir alanlardan biridir.

Yarımada’nın sahip olduğu en önemli avantajlardan biri de, Yarımada halkının, yereldeki tüm aktörlerin, bölgenin doğal coğrafyası ve sosyo-kültürel yapısının korunması ve koruma-kullanma dengesi temelinde organik tarım, kırsal turizm, ekoturizm, agroturizm gibi sorumlu ve korumacı turizm türleriyle birlikte kırsal kalkınmanın gerçekleşebileceği yolunda ortak bir bilince ve görüşe sahip olmasıdır.

Ancak, Karaburun Yarımadası özellikle son yıllarda hızla artan bir keşfedilme sürecinin ve ekosistemi, doğal ve kültürel yapıyı geri döndürülemez şekilde tahrip eden ve yöre ekonomisine katkısı olmadığı gibi yerelin varlığını yok etme riski taşıyan yatırımların ağır tehdidi altındadır. Ülkemizin ve dünyanın koruma ve yaşatma sorumluğu altında olan bu değerleri yok olmadan, Yarımada’nın,  başta balık çiftlikleri, bölge için çok yoğun ve yaygın olan rüzgar enerjisi santral projeleri ve maden/mermer/taş/ mıcır ocakları olmak üzere,  kısa/orta vadeli yatırımlarla tahrip edilmesinin ivedilikle önüne geçilmesi için başta merkezi yönetim olmak üzere tüm ilgili tarafların görüş birliği içinde gerekli kararları ivedilikle alması ve uygulaması öncelikli konudur.

 Bu çerçevede, olumlu bir ön girişim olarak değerlendirdiğimiz, Yarımada’nın Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmesine yönelik çalışmalara, bölgeye ilişkin bilgi ve deneyimlerden yaralanmak ve korumanın sürdürülebilirliğini sağlamak amacına yönelik olarak yerel aktörlerin de katılımının sağlanarak,  koruma alanlarının yukarı da belirtilen doğal ve sosyo-kültürel varlıkların bulunduğu alanları da kapsayacak şekilde bütünsel bir yaklaşımla tanımlanmasının gerektiğini düşünüyoruz.

Ülkemiz, Avrupa’nın tamamından daha zengin bir biyoçeşitliliğe sahiptir. Karaburun Yarımadası örneği ile ulusal ve uluslararası düzeylerde genç ve gelecek kuşaklara, doğal zenginliklerini de koruyarak kalkınmış bir Yarımada bırakabileceğimize inanıyoruz.

KARABURUN KENT KONSEYİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir