Bir kişi daha eksilmemek için, itirazımız var.

KADIN MECLİSİ’NİN
“25 KASIM KADINA YÖNELİK ŞİDDETE KARŞI ULUSLARARASI DAYANIŞMA GÜNÜ” AÇIKLAMASI.

1960 yılının 25 Kasım’ında Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı direnen üç kadının, Mirabel kardeşlerin, tecavüz edilerek öldürülmelerinden bu yana, 25 Kasım, tüm dünyada kadınlar ve kız çocukları üzerinde giderek artan cinsiyete dayalı şiddete odaklanılan gün oldu.

Önce 1981’de toplanan 1. Latin Amerika ve Karayip Kadınlar Kongresi’nde, daha sonra da 1999’da Birleşmiş Milletler kararı ile bu gün, ” kadına yönelik şiddete karşı uluslararası dayanışma günü” ilan edildi.

Evrensel değerler çerçevesinde oluşturulmuş, bütüncül bir cinsiyet eşitliği ve şiddetle mücadele programının uygulanması acil ihtiyaç. İstanbul Sözleşmesi, Cedaw ve 6284 Sayılı Koruma Kanunu bu türden geniş çaplı bir programın uygulanabilmesine olanak tanıyan yasal araçlardan. Böylesi bir program, kadınların özgürleşmesini, kurtarılmışların sağlayacağı bir lütuf olarak görmeyen, salt ekonomik özgürlüğe indirgemeyen ve diğer özgürlük mücadelelerinin süsü haline getirmeyen bir anlayışla örülmeli. Bu programın yapı taşlarının, cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadele eden bağımsız sivil örgütlenmeler tarafından oluşturulması zorunlu. Bu zorunluluk, sorunun bütün toplumsal kesimlerce ‘eşit özgür yaşam hakkı’ çerçevesinde sahiplenmesine engel değil. Tam tersine, mücadelenin öznesi olmak ile tarafı olmak arasındaki önemli fark unutulmadan sahiplenilmesi demokratikliğin gereği. Zira, cinsiyet eşitliği bütün cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler açısından bir demokrasi ve insan hakları meselesi. Dolayısıyla bütün toplumu ilgilendiriyor. Kısacası cinsiyet eşitliği her yerde ve herkes için şart.

Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasında öncelikle devletin ve siyasal iktidarların tüm kurumlarıyla sorumluluk üstlenmesi gerektiği açık. Kadına yönelik şiddetin gerisinde ataerkil kültür ve politikaların bulunduğunu biliyoruz.

Hapishaneler; topluma ve özelde kadınlara karşı uygulanan sistematik şiddetin mekânları olarak, tarihindeki en faal dönemlerinden birini geçiriyor. Bu yolla şiddet uygulayanlar, sadece bununla yetinmiyor. Bugün kadınlar için hayat her yerde hapishaneye dönüştürülmüş durumda. Erkek egemen, ve kadın düşmanı politikalar üretenler, bu kocaman esaret ve şiddet düzeninin her gün gardiyanlığını yapıyor. Amaçları; itaat eden, sorgusuz sualsiz boyun eğen, egemen düzenin sözü üzerine söz kuramayan, şiddete, baskıya, adaletsizliğe karşı kendini savunamayan, iliğine kemiğine kadar sömürülüp en küçük bir hak kırıntısına ulaşması dahi erkek icazetine ve karneye bağlanan bir kadınlar topluluğu yaratmak. Böylece toplumun yarısını ve yaşamın tamamını savaş, şiddet, sömürü politikalarıyla yönetmeyi hedefliyorlar.

Kadına yönelik kıyım, şiddet, esaret saldırılarının olduğu her yerde direniş de var. Her köşede, her merkezde, kadın düşmanı ve zalim iktidarlara karşı kız kardeşlik bilinci ve eylemiyle yürüyenler, döğüşenler, kazananlar var. Bizler varız! Her gün ölüyoruz belki, ama her gün uyanan bilinçte, yükselen itirazda, büyüyen isyanda yeniden doğuyoruz.

Kadın, Barış ve Güvenlik Endeksi araştırmasına göre kadınlar için yaşam kalitesinin en yüksek olduğu 167 ülke arasında Türkiye 114. sırada, Dünya Ekonomik Forumu’nun hazırladığı 2020 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği raporunda ise Türkiye 153 ülke arasında 130. sırada yer alıyor.

Kadın katilleri ; Türkiye’de, 2019 yılında 474, Ocak -Eylül 2020 aralığında ise 369 kadını öldürdü. Onlar, iktidarların cinsiyetçi erkeği kayırmacı politikalarından, bizlerse “kimsenin dokunamayacağı haklılığımızdan”, ve dayanışma ruhundan besleniyoruz.

Evde, sokakta, siyasette kadına şiddeti üreten kadın iradesini yok sayan, yoksulluğa mahkum edip nafaka hakkımızı gasp edenler kalıcı olamayacak. Ellerini kadının bedeninden, çocukların masumiyetinden çekmeyenler, bu kötülükleriyle birlikte tarihin karanlığına gömülecek. Kadının doğumuna, nikâhına, giyimine, yaşamına, işine, aşına müdahale edip, el uzatmayı hak görenler, asıl hak ettikleri şeyle, kadınların öfkesiyle yüzleşecekler.

Bilelim ki nerede ya da ne durumda olursak olalım güçlüyüz. Dünyayı, yaşamı, ülkeyi değiştirecek olan; bazen sakin ve derinden, bazen coşkun bir nehir gibi akan bu kadın gücüdür.  Bizler her şeye rağmen inadına özgürlük, inadına barış ve demokrasi demeye devam edeceğiz. Şiddetin her türlüsüne karşı, kadın direnişi ve dayanışmasının her türlüsünü kuşananlar belirleyecektir anı ve geleceği…

Bizim işimiz zoru başarmak… Kadın dayanışması ve direnişiyle, her yerde ve her koşulda ölümden, zordan, nefretten beslenenlere karşı haykıracağız. Şiddetin amacı korku yaymak, teslim almaktır. Bu şiddete en esaslı cevabı korkmayan, teslim olmayan kadınlar verecek. Şiddetin, yoksulluğun, güvencesizliğin duvarlarıyla hapsedilen tüm kadınlar için iyilik ve cesareti kuşanmanın, ilham olmanın tam zamanı.

İnanıyoruz ki, gök kubbeye yükselen kadınların acısını yerde bırakmayarak direnenler kazanacak. Ölüme karşı yaşamı, çaresizliğe karşı umudu, korkuya karşı cesareti kuşanan kadınlar kazanacak.

Şiddetin hedefi olan kadınları sevgi, dayanışma ve dirençle kucaklıyor, yaşamını yitiren kadınları saygıyla anıyoruz.

Dünyanın dört bir yanındaki şiddete,  kadın bedenine, siyasi temsiliyetine yönelik saldırılara, kadın emeğinin yok sayılmasına karşı mücadele eden  kız kardeşlerimize Karaburun’dan selam ediyoruz.

Bir kişi daha eksilmemek için, itirazımız var.

Umutla, inançla, sevgiyle..

Yaşasın Kadın Dayanışması!

KARABURUN KENT KONSEYİ

KADIN MECLİSİ