2020 yılının 8 Mart’ına yürürken..

2020 yılının 8 Mart’ına yürürken; Türkiye’de hala kadınlar yoksul, kadınlar şiddet görüyor ve kadınlar temsil edilmiyor.

Kadınlarla ilgili mevcut mekanizmaları güçlendirmek yerine, var olanlar yok edilerek, başta ‘BM kadınlara karşı her türlü ayrımcılığın tasfiyesi sözleşmesi ( Cedaw)’ olmak üzere Türkiye’nin tarafı olduğu pek çok sözleşmeye rağmen kadın karşıtı bir politika uygulanıyor.

Evrensel değerler çerçevesinde oluşturulmuş, bütüncül bir cinsiyet eşitliği ve şiddetle mücadele programının uygulanması acil ihtiyaç. İstanbul Sözleşmesi ve Cedaw bu türden geniş çaplı bir programın uygulanabilmesine olanak tanıyan yasal araçlardan. Böylesi bir program, kadınların özgürleşmesini, kurtarılmışların sağlayacağı bir lütuf olarak görmeyen, salt ekonomik özgürlüğe indirgemeyen ve diğer özgürlük mücadelelerinin süsü haline getirmeyen bir anlayışla örülmeli. Bu programın yapı taşlarının, cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadele eden bağımsız sivil örgütlenmeler tarafından oluşturulması zorunlu. Bu zorunluluk, sorunun bütün toplumsal kesimlerce ‘eşit özgür yaşam hakkı’ çerçevesinde sahiplenmesine engel değil. Tam tersine, mücadelenin öznesi olmak ile tarafı olmak arasındaki önemli fark unutulmadan sahiplenilmesi demokratikliğin gereği. Zira, cinsiyet eşitliği sadece kadınlar ve lgbt’li bireyler için bir imtiyaz konusu değil, bütün cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler açısından bir demokrasi ve insan hakları meselesi. Dolayısıyla bütün toplumu ilgilendiriyor. Kısacası cinsiyet eşitliği her yerde ve herkes için şart.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden aile içi şiddet nedeniyle ceza alan ilk ülke Türkiye. Bu ceza, eşi tarafından öldürülen bir kadın devletçe korunmadığı için verildi. Kadına yönelik şiddetin ortadan kaldırılmasında öncelikle devletin ve siyasal iktidarların tüm kurumlarıyla sorumluluk üstlenmesi gerektiği açık. Kadına yönelik şiddetin gerisinde ataerkil kültür ve politikaların bulunduğunu biliyoruz.

Hapishaneler; topluma ve özelde kadınlara karşı uygulanan sistematik şiddetin mekânları olarak, tarihindeki en faal dönemlerinden birini geçiriyor. Bu yolla şiddet uygulayanlar, sadece bununla yetinmiyor. Bugün kadınlar için hayat her yerde hapishaneye dönüştürülmüş durumda. Erkek egemen, ve kadın düşmanı politikalar üretenler, bu kocaman esaret ve şiddet düzeninin her gün gardiyanlığını yapıyor. Amaçları, itaat eden, sorgusuz sualsiz boyun eğen, egemen düzenin sözü üzerine söz kuramayan, şiddete, baskıya, adaletsizliğe karşı kendini savunamayan, iliğine kemiğine kadar sömürülüp en küçük bir hak kırıntısına ulaşması dahi erkek icazetine ve karneye bağlanan bir kadınlar topluluğu yaratmak. Böylece toplumun yarısını ve yaşamın tamamını savaş, şiddet, sömürü politikalarıyla yönetmeyi hedefliyorlar.

Kadına yönelik kıyım, şiddet, esaret saldırılarının olduğu her yerde direniş de var. Her köşede, her merkezde, kadın düşmanı ve zalim iktidarlara karşı kız kardeşlik bilinci ve eylemiyle yürüyenler, döğüşenler, kazananlar var. Bizler varız! Her gün ölüyoruz belki, ama her gün uyanan bilinçte, yükselen itirazda, büyüyen isyanda yeniden doğuyoruz. Kadına karşı cins kıyımının yaşandığı bu tarihsel aralıkta, cins bilinci ve direnişi de yükseliyor inatla.

Kadın katilleri, tecavüzcü ve saldırgan erkekler; İktidarların cinsiyetçi, erkeği kayırmacı politikalarından besleniyor. Bizlerse, “Kimsenin dokunamayacağı haklılığımızdan”, gün gün büyüyen kız kardeşlik ve dayanışma ruhundan besleniyoruz. Kaynağımızın sağlam olduğunu biliyoruz. Dört bir yanımız kuşatılmış, aramızdan parça parça canlarımız koparılmış olsa da yaşamımız, geleceğimiz, kimliğimiz için kuşatmaları kıracağız, giden her bir canımız adına mücadeleye can katacağız.

Evde, sokakta, siyasette kadına şiddeti üretenler, besleyenler kalıcı olamayacak. Ellerini kadının bedeninden, çocukların masumiyetinden çekmeyenler, bu kötülükleriyle birlikte tarihin karanlığına gömülecek. Emek emek, diş-tırnak var edilen kadın kazanımlarını yıkanlar, kendi siyasi enkazları altında kalacaklar. Kadının doğumuna, nikâhına, giyimine, yaşamına, işine, aşına müdahale edip, el uzatmayı hak görenler, asıl hak ettikleri şeyle, kadınların öfkesiyle yüzleşecekler.

Faşizmi, diktatörlüğü ve tekçi anlayışı yıkacak olanın kadınlar olacağını söylerken kuru bir propaganda yapmıyoruz. Çok somut bir temele dayanıyoruz. Kadınlar, ‘Hayır’ın en doğal örgütleyicileridirler. Zira biliyoruz ki kadınlar, kendi varlıklarını tarih boyunca hep ‘Hayır’ diyerek inşa ettiler. ‘Hayır’ dediğimiz zaman gerçekten yaşayabildik. Erkek-egemen bütün kurumlara, bütün tavırlara ‘Hayır’ dedikçe kadın olduk, özgür olduk, biz olduk. İşte bugün de kadınlar olarak yapacağımız şey, çok iyi bildiğimiz bu iradeyi, yani direnme, reddetme ve kendi alternatifini inşa etme iradesini herkese yaymaktır. 8 Mart’ta da, bin yıllara dayanan bu gücümüzü, yani reddetme gücümüzü, tüm meydanlarda, alanlarda, sokaklarda egemenlerin yüzüne bir kez, bin kez daha, milyonlarca kez daha haykıracağız: Hayır! Biz, başka dünya inşa edeceğiz!

Bilelim ki nerede ya da ne durumda olursak olalım güçlüyüz. Dünyayı, yaşamı, ülkeyi değiştirecek olan; bazen sakin ve derinden, bazen coşkun bir nehir gibi akan bu kadın gücüdür. Kadının kadınla rekabeti güçlerin zayıflamasını getirir. Şimdi, birlik olmanın, birlikte yürümenin tam sırası. Bizler her şeye rağmen inadına özgürlük, inadına barış ve demokrasi demeye devam edeceğiz. Şiddetin her türlüsüne karşı, kadın direnişi ve dayanışmasının her türlüsünü kuşananlar belirleyecektir anı ve geleceği…

Bizim işimiz zoru başarmak… Ve inanıyoruz ki başaracağız! Kadın dayanışması ve direnişiyle, her yerde ve her koşulda ölümden, zordan, nefretten beslenenlere karşı haykıracağız. Şiddetin amacı korku yaymak, teslim olmaktır. Bu şiddete en esaslı cevabı korkmayan, teslim olmayan kadınlar verecek. Şiddetin, yoksulluğun, güvencesizliğin duvarlarıyla hapsedilen tüm kadınlar için iyilik ve cesareti kuşanmanın, ilham olmanın tam zamanı.

İnanıyoruz ki, gök kubbeye yükselen kadınların acısını yerde bırakmayarak direnenler kazanacak. Ölüme karşı yaşamı, çaresizliğe karşı umudu, korkuya karşı cesareti kuşanan kadınlar kazanacak.

Şiddetin hedefi olan kadınları sevgi, dayanışma ve dirençle kucaklıyor, yaşamını yitiren kadınları saygıyla anıyoruz.

Dünyanın dört bir yanındaki her türlü şiddete, kadın bedenine, kadının siyasi temsiliyetine yönelik saldırılara, kadın emeğinin yok sayılmasına karşı mücadele eden kız kardeşlerimize Karaburun’dan selam ediyoruz.

Umutla, inançla sevgiyle..

KARABURUN KENT KONSEYİ
KADIN MECLİSİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir